Gezinimi atla

Sicko (2007)

Sicko (2007)

Yönetmen: Michael Moore

Senaryo: Michael Moore

Puan: 4½ puan

Yine Michael Moore karşımızda ve yine söylediği şeyler sisteme bakışımızı değiştirecek. Bu sefer üzerine gittiği sektör ise “sağlık” sektörü. Artık hizmetten çok sektör haline gelmiş bir kurumlar topluluğu.

Filmin açılışını George Bush şu saçma sapan, sapık cümleyle yapıyor: “Pek çok doğum uzmanı ve jinekolog bu ülkenin kadınlarına olan sevgilerini gösteremiyor.” :) Gösterdikleri sevgi bu ise ben şahsen uzak durmayı tercih ederim. Filmde anlatılan Amerikan sağlık sistemi buradakinden bile kötü gibi gözüküyor ama bunların bazıları abartıdır herhalde, yoksa apışıp kalırım. Ama filmde %100 yakalanmış müthiş evrensel gerçeklerde var. Uzak durulması gereken gerçekler.

Filmde iki parmağını testereyle kesen Rick var mesela. Orta parmağını dikmek için 60.000$, yüzük parmağını dikmek için 12.000$ istiyorlar ve o da zorunlu olarak ucuz olanı seçmek zorunda kalıyor. Bu sigorta şirketleri ve ilaç firmaları tarafından yürütülen sağlık sektörü hizmetlerinde insanın bedenine paha biçiliyor ve bu gerçekten iğrenç. Filmde İngiltere’de yada Kanada’da bütün parmakları kesilen birinden SIFIR ücret alınıyor çünkü orada sağlık hizmetleri devlete verilen vergi üzerinden sosyal olarak karşılanıyor.

Sağlık sigortası şirketleri hastalara yardım etmez, yoksa diğer türlü karlarını nasıl arttırabilirler. Bu şirketler hastaları kendilerinden uzak tutmaya çalışır. Sağlıklılarda bir sorun çıktığında da bin dereden su getirirler. Sigorta şirketleri ilk başta size sigorta yaparken sizi elemeye başlarlar. İlk önce yüzlerce hastalık isminden oluşan bir listede sizin önceden geçirdiğiniz bir hastalığın ismi olmaması gerekiyor ve bu listede kalp hastalıkları ve şeker hastalığı da var. Yani bu tür hastalıklarınız varsa ilk baştan sigortalı olamıyorsunuz. Sonra sigortalı oldunuz diyelim, sakın hasta olmayın! Çünkü hasta olursanız harcamalarınızı ödememek için sizi sürekli zorlayacaklar, açıklarınızı bulmaya çalışacaklar. Önceden geçirdiğiniz, gizlediğiniz bir hastalık var mı? Haberiniz olmayan gizli bir hastalık var mı? Bunları bulduklarında poliçenizi iptal edecekler ya da primlerinizi öyle bir arttıracaklar ki ödeyemeyeceksiniz, batacaksınız.

Filmde bu sigorta şirketlerinden birinde ön başvuruları alan Becky isimli bir bayan var. Her reddedilen insanda biraz daha çamura battığını hissediyor. Size bu firmalarda çalışan, telefonlarınıza cevap veren insanlar niye sert davranıyorlar hiç düşündünüz mü? Çünkü onlar size acıyorlar ve sizinle hiç bir bağ kurmak istemiyorlar, sizin üzüntülerinizi onlara da yaşatmanızı istemiyorlar, çünkü artık katlanamıyorlar.

Bir doktorun mahkemede ki itirafına da yer verilmiş filmde:

Tüm işimde tek bir ana görevim vardı. O da tıpta ki uzmanlığımı çalıştığım organizasyona maksimum mali fayda sağlamak için kullanmaktı.

Yani anlayacağınız sağlık hizmeti ne kadar azalırsa kar o kadar artmakta. Şirkette çalışan doktorlara zaten haftada kontrol ettikleri vakaların en az %10′unu red etmeleri söylenmiş ve red ettikleri hasta sayısına göre prim alıyorlar. İğrenç bir sistem değil mi? Türkiye’nin gittiği yol da yakında bu olacak, sisteme bir çözüm bulamazsak.

Hillary Clinton Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde bu sistemi yıkmaya çalışmış ama başarılı olamamış. Daha doğrusu rüşvetçi firmalar tarafından önüne engeller çıkarılarak engellenmiş, komünist damgası bile yemiş. Sağlık hizmetleri söz konusu olduğunda politik görüşlerin zerre kadar önemi olmamalı bence. Hillary sonraları sessiz kalmış ve seçim kampanyasına yüzbinlerce dolar yardım yapılarak sessizliği ödüllendirilmiş. Benim aklım almıyor şahsen, bu seçim yardımları nasıl olurda rüşvet olarak değerlendirilmez. Amerika garip bir ülke, herşey para üzerinden dönüyor. Ama eğitim ve sağlık sosyal hizmetlerdir ve ücretsiz olmalıdır. Amerika’da her ikiside paralı…

sicko-2007-01 sicko-2007-02 sicko-2007-03 sicko-2007-04 sicko-2007-051

İngiltere’de mesela NHS (National Health Service) diye bir yapılanma var. Hastane ücreti falan yok ve eğer yol parasını karşılayamıyorsan cebine para bile veriyorlar. Hastaneye bir gıdım para gitmiyor. İngiltere’de her ilaç için (pahalı ilaçlar dahil) sadece 6.65£ ödüyorsun ve istediğin adette alıyorsun.

Bu sistem 1948′de kurulmuş. tahminen II. Dünya Savaşı insanları birbirine daha da fazla yaklaştırmış ve kenetlemiş, bu sayede fakire de zengine de aynı mesafede olan bu sağlık sistemi kurulmuş. Demokrasi fakire oy hakkı vermiştir ve bu  değerli oyu kazanmak için yöneticiler herşeyi yapmaktadır. Avrupa’da hükümetler halktan korkarken Amerika’da halk hükümetlerden korkmaktadır.

Fransa’da ise durum daha da müthiş. İngiltere’de ki sistemin daha iyisi geçerli ve üstüne 6-10 hafta arası ücretli izinler, bedava, devlet tarafından sağlanan dadı hizmeti, eve 24 saat doktor çağırabilme imkanı (40 yıl önce kurulmuş)!, haftada 35 saat çalışma, bedava üniversite ve daha sayılamayacak bir çok imkan var.

Bu sistemlerin hepsinde doktarlara maaşı devlet ödüyor. İyileştirdiğin hastaya göre prim alıyorsun. Amerika’nın nefret ettiği Küba’da bile durum daha iyi gözüküyor. Amerika’da 120$’a satılan bir astım ilacı mesela Havana’da bir eczaneden 5 cente alınabiliyor.

Eğer kendi sistemimizi gözden geçirmek ve başka ülkelerden fikirler almak istiyorsanız bu filmi izleyin. Yeni açılımlar yakalayacağınızı garanti ederim. Michael Moore yapmış gene yapacağını. :)

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.